Herkesin hikayesi dinlenilmeyi hak eder, kimin ağzından olursa olsun. Çünkü olaylar öyle durumlar bütünüdür ki, aynı derecede anlaşılmayı hak etseler bile adalet yerini çoğu zaman bulmaz. Bu noktada Tanrı biraz sinirlenebilir, zira bu Richard’ın hikayesi.
Richard kendisine bir kadeh şarap daha doldurur ve Tanrı ile kadehlerini tokuştururlar. “Bu bizim zaferimiz” der Tanrı, Richard’ın gözlerinin içine bakarken. Şömine, iki katlı ahşap evin içinde ev sıcaktan kavrulacak olmasına rağmen dekoratif amaçla yanmakta; ve sadece bulundukları lokasyonun enlem ve boylamlarında karlar yağmaktadır. Etraf, bir kış günü olmaya yakınken yarın her an bir yaz gününe dönebilir Richard için. Tanrı’nın favorisi olmanın getirilerinden biri tabii. Richard da kadehini içer ve daha sonrasında aralarındaki samimiyete dayanarak Tanrıya içini döker. “Neden meleğiniz olarak ilk mülakatta beni seçtiniz?”
Tanrı, sanki az önce insanlığın yıkımını kutlamıyorlarmış gibi aniden ciddileşir. Yaşlanmış yüzünün buruşukluğunun getirdiği kırışıklıklar tüm alnında toplanmış, beyaz bıyıkları üst dudağının yukarı kalkmasıyla tuhaf bir hal almıştır. “Meleğim olman sana beni sorgulama hakkı vermez.” der sert bir ses tonuyla, aradan geçen 10 saniyeden sonra mimikleri yumuşar, “ama madem sordun, senin içinin naifliği diğer şeytan bozmalarının yanında anlaşılmanın ötesinde bir boyuttaydı. Senden daha itaatkar, daha iyi bir melek adayı bulamayacağımı biliyordum. Gözlerindeki ışıltı, benimle çalışmak isteyişin her halinden belliydi. Ah Richard, gerçekten özel bir meleksin, eski günleri yad ettirdin bana.”
Richard, Tanrı’nın bu tavrı üzerine minicik iskemlesinde daha da ezilip büzülmüş, koltuğunda bahtiyar bir şekilde yayılan Tanrı’nın karşısında pısıp kalmıştır. Ağzını açacakken Tanrı’nın güven verici tok ses tonu araya girer: “Peynir almaz mıydın? Senin için hepsini özenle yarattım. Bunları istemezsen yeni de yaratabilirim.” Richard, sahte bir gülüşle Tanrı’ya cevap verirken 2. sıradaki peynirden bir çatal alıp, konuşmasına başlamaya cesaret toplamak için kadehini kafasına diker. Eh, artık eşlikçi olmaktan çıkan şarap yerini ana göreve yardımcı en önemli madde haline bırakmıştır.
“Ben çok uzun zamandır mutlu hissetmiyorum efendim. Biliyorsunuz, görevim insanlarla ve sürekli onlarla birlikteydim. Şu anda yok oldular, yenileri gelecek yenileriyle ilgilenicem ama. Bilmiyorum, bu süreçte konuştuğum bu yaratıklar bu kahrolası aklımı bulandırdı. Sorgulamayı ve sorgulatmayı düşündürttü. Haşa, sizi değil tabii ki. Ama bir mutluluk varsa bulunacak, bunu aramaya çıkmak istiyorum. Siz, bu Evren’in görüp görebileceği en kıdemli, en kudretli şeysiniz-” Richard soluksuz konuşmaya devam ederken, şarabın etkisinin hissedilmesiyle hızlıca başını yukarı kaldırıp Tanrıyla göz teması kurmadan konuşmasına devam etti.”Ama ben sizin meleğiniz olmaktansa bir şey olmak istiyorum sadece. En azından bir süre. Çünkü sebebini bulamadığım bu lanet hissizlik beni yiyip bitiriyor. Bir melek olarak bunları hissetmem ne kadar normal onu bile bilmiyorum daha doğrusu bundan öncesini hatırlamıyorum. Tek isteğim şu evrende biraz başıboş gezinmek ve sizinle çalışma huzuruna tekrar erişeceğim güne kadar kendi içimdeki bu fırtınanın az da olsa kaynağını bulmak.”
Richard, konuşmasının en sonunda Tanrı ile göz göze gelebilme cesaretine erişmiştir.
– Ağlıyorsun.
– Ağlıyor muyum?
– İlginç, böyle bir özelliğinin olduğunu ben bile bilmiyordum.
– Daha önce ağladığımı sanmıyorum.
Tanrı, sayılamayan bu ömrü boyunca koruduğu değişken tavrını yine kanıtlarcasına konuya giriş yapar.
“Seni en değerlim yaptım Richard. Kısa zamanda, belki birkaç milyon yıldır, seni hiçbir meleği önemsemediğim kadar önemsedim. Sana soframı açtım, en güzel üzümlerimden yedirip yaratılmamış peynirler sundum. En leziz şaraplarımdan içirdim, her gezegenden farklı sular tattırdım, hurilerin hepsini önüne sundum. Senden meleklik görevin dışında bir karşılık beklemedim. Tek isteğim sadakatin ve istekliliğini taşıdığını sandığım naif kalbinde taşı ve bana bu sonsuzlukta eşlik et. Ancak sen, cehenneme gönderdiğim Şeytan denen o mahluktan da kötü çıktın. Timsah gözyaşları döker, Tanrına nasıl 2. sınıf yaratıklarla bir muamele çekersin? Kim olduğunu sanıyorsun Richard? Seni ben melek yapıp o kanatları taktım sen bir hiçtin ve ben seni var ettim. İkiyüzlü, nankör pis mahluk.” Tanrı, ağzından salyalar saçarak öfkeden kudururken Richard Tanrı’nın söylediklerinin ağırlığıyla yüzleşmektedir. Tanrı dediklerinin hiçbirinde haksız değildir; Richard, Tanrı tarafından diğer her meleğe nazaran kayrılmış, neredeyse her canlıdan çok sevilmiştir. Tanrıyla aralarındaki o özel bağı o da biliyordur. Richard yine de düşünür, her şey Tanrı’nın dediği gibiyse içindeki o huzursuzluğun sebebi belki de sorunun kendisinde olduğunu mu göstermektedir? Düşüncelerini toplamaya çalışırken, Tanrı’nın ona yaklaşıp kanatlarından tutarak havaya kaldırması düşüncelerinin yerini hissedemediği bir acıya bırakır.
“Sen hiçbir şeysin. Bir melek olamayacak kadar kötü, insan dahi olamayacak kadar adi ve şeytanın bile olamayacağı kadar nankörsün” diyerekten bembeyaz kanatlarını, dekoratif şöminesinden içeri atar ve ansızın o şöminenin içinde Richard’ın bir zamanlar her şeyi olan kanatları korlar eşliğinde yanmaya başlar. Alevler git gide büyüyerek cehennem illüzyonuna dönerken, Tanrı kaybolarak yerini ıssızlığa bırakır. Cehennem illüzyonuysa önce bir volkanın magmalarının demirlere vurulmuş haliyken yavaş yavaş tek bir sokak lambasının aydınlattığı başıboş bir yola evrilir. Richard, bu bomboş yolda kanatları kesilmiş bir şekilde tek başınadır. “Artık düşmüş bir melek miyim?” diye düşünür, hala duruma karşı afallaması sürerken. “Gerçekten nankörsem o zaman hala niye Tanrı’ya zamanında yaptıkları için minnet duyuyorum?” Çorapları bile olmayan Richard, lambanın ışığının aydınlatabildiği bir köşeden diğer köşeye adımlar atarak düşüncelerinin geçip gitmesine izin verir. Uzun zamandır istediği de aslında budur, yalnız kalabilmek. Ve Tanrı’nın bir noktada bunu sorgusuz sualsiz yapmasını anlamlandıramaz. Tanrı, Richard’In gözünde hiçbir zaman kaybetmediği konumunu aynı şanı ve şöhretiyle korumaya devam eder işte bu sebepten.
Zaman kavramının olmaması, melek olmayı deneyimlemiş bir canlı için çok da sıkıntılı olmamalıdır lakin Richard, hayatının bu ne olduğunu bilmediği döneminde zamanın işleyişiyle bu denli sınanacağını tahmin etmemektedir. Önce Tanrıyla konuşmasında kendisini suçlamış, sonra Tanrıyı suçlayıp düşüncelerinin yanlışlığıyla kendini cezalandırmış, sonrasında tekrar kendini suçlayıp acı dahi olsa bir duygu hissedebilmenin dayanılmaz hafifliğiyle ayaklarının ağrısının arasındaki negatif korelasyona birkaç milisaniye odaklanmıştır, gerçi milisaniye doğru bir tanım olur mu o da bilmiyor.
Richard sokak lambasının içindeki görevini yapmakla yükümlü sapsarı yanmaya devam eden lambaya bakmak üzere başını kaldırır. Bakışındaki temel sebep aslında aydınlığının kapsamını bir nebze de olsa artırması için bir ricadır, ancak meleklikten kalma bu içgüdünün boşa kürek çekmek olduğunu hızlıca fark eder. Yalnızlığın tadını çıkarmak için biraz ileri, ne olduğunu bilmediği karanlığa doğru koşar. Pat. Rengi bilinmez duvara toslar. “Sikiyim” diye bağırırken sesi dört duvar arasında yankılanır. İnsanlardan kalma bu küfrü kullanmak, ona zamanında insanlara yaptığı iyilikleri hatırlatırken Tanrıyla çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlamaktan da kendini alıkoyamaz. Ee, ne de olsa zamanında bu insan denen canlıların kendi aralarında Tanrı’nın dahi ismini bulaştırdıkları küfürleriyle az dalga geçmemişlerdir. Richard, aklından hemen Tanrı düşüncesini silmeye çalışırken yenilgiyi kabul etmiş bir tavırda sokak lambasının direğinin altına bağdaş kurarak oturur. Sırtını direğe yaslamaya çalışırken, kanatlarının kopuş yerine denk gelmesinden duyduğu acı çabasını boşa çıkartır. Mecbur öne eğilerek, mutluluğu düşünmeye başlar.
Mutluluk, bir idea. Herkesin ulaşmaya çalıştığı o muhteşem olgu. “Neyde bu mutluluk?” diye iç sesi sorar Richard’ın. Melek olduğu zamanlardan kalma; insan dahi birçok canlıda mutluluk arayışını görmüş, farklı cevaplarla karşılaşmıştır. Kimisi için para gibi maddi bir şey olduğunu bilir Richard bu cevabın, kimisi içinde cidden Tanrı sevgisidir. Kötülük yaparak mutlu olanı görünce melek hayatının en dumur olduğu gününü yaşadığını da bilir, onu cehennem kapısına bırakırken. Şeytanı hatırlar, cehennemin onu nasıl mutlu ettiğini. “Belki de ben hiç ulaşamayacağım ve boşuna en sevdiğim varlığın yanından oldum. Tanrıyı gerçekten seviyorum ve iç hesaplaşmama onu hiç bulaştırmamalı mıydım?” Düşünceleri bilinç akışı şeklinde ilerlerken bir yandan bilmediği bu geçen zamanı düşünür. Tanrı yanında olsa, belki de hiç kendisiyle geçiremeyeceği bu lanet yerdeki zaman dilimini. Richard gülümser, bireyselliğin verdiği bu hazzı melek olduğu onca süre zarfından sonra deneyimlemek mutluluk diyebileceğini bilmediği tuhaf bir haz verir ona. Çektiği tuhaf sorgulamaların ona bu hazzı vermesi, aslında bunca zamandır aradığı o ufacık şeyin varoluşunu kanıtlamıştır. Richard oturduğu yerden kalkar, çıplak ayakları soğuktan yavaş yavaş mora dönmüştür ve asfalt kokan yol tüm vücuduna sinmiştir. “Buldum.” diye bağırır Richard. “Şimdi beni geri al!”
Richard’ın yakarmaları yankılanmaya devam eder, saymayı bıraktığı deneyişlerinden sonra. “Tanrı affedicidir.” diye düşünür Richard, “ve beni de affedecektir.” Bunları derken büyük bir inançla söylediğini kendi de bilir, çünkü bu kutsal kitap safsatalarından okuduğu abilik gubidik sözler değildir, nitekim Tanrı o kitapların hiçbirini yollamamış ancak yazarların ustaca öngörülerinden ötürü hepsini tebrik ederek cennetin üst kademelerine yerleştirmiştir. Aksine, bu affedici güce olan inancının sebebi bizzat Tanrı’nın ağzından bunları duymasıdır. “Her canlı affedilmeyi bir noktada hak eder Richard. Bunun aksi saçmalık. Her öğrencime söylediğim ilk öğüt onun tarafından bakmanın denenmesidir. Ne de olsa ben, Goethe’yi dinleyip onu gerekçeleriyle cennete göndermiş varlığım.”
Açlıktan veya susuzluktan veya bilmediği bir sebepten vücudunun fonksiyonlarını çalıştıramadığı hale gelen Richard, gözlerini kapayarak bayılma eşiğine gelmiştir. “Tek dileğim varsa, o da seninle tekrar çalışmaktır.” der son kez. Mesajı Tanrı’ya gitmiş olacak ki, opera ve arpların sesinin eşliğinde bembeyaz bir ışık sokak lambasını parçalayarak lambanın eskiden durduğu yere bir portal açar. Portaldan aşağı süzülen bir melek, Richard’ı kopmuş kanatlarından tutarak yukarı doğru sürükler. “Ah! Canım acıyor!” Richard afallayarak acıdan gözünü açar, onu bir meleğin almasına sinir olduğu yetmezmiş gibi bu meleğin Tanrı’nın kendisinden önceki gözdesi olması ona kıskançlık denen insani duyguyu hissettirir. Melek Mikail, sessizliğinden ödün vermezken sanki Richard’a acı çektirmekten zevk alır bir halde kutsal alana doğru yürümeye devam eder. Tanrı’nın huzuruna gelince, Richard’ı sakince Tanrı’ya teslim eder.
– Buyrun efendim.
– Teşekkürler Mikail. Gidebilirsin.
– Siz daha iyi misiniz? İhtiyacınız olan bir şey varsa?
– Çok naziksin, ancak iyi olmamam için hiçbir sebep yok.
Pot kırdığını hisseden Mikail, Tanrı’nın huzurundan korkak adımlarla çekilir. Richard, eş zamanlı olarak Tanrı’ya kötü hissettirmeye yakın bir duygu yaşattığının gerçekliğiyle ilk o zaman yüzleşir. “Yalnızlığın nasıl gidiyor, çok ağladın, bunca zamanın hatrına seni bir görmek istedim. Bulabildin mi mutluluğunu?” Tanrı, bıyık altından gülümseyerek sorusunu bitirir. “Efendim, inanır mısınız bilmiyorum ama mutluluğu bulduğumu düşünüyorum, en azından o hazzı bir kez aldım. Bakın bu bana yeter, ben sizinle çalışmaya devam etmek istiyorum. Şu ana kadar size bir kez ihanet etmedim, beni tekrar-” derken Richard’ın gözü, şöminenin üzerindeki yepyeni kanatlara takılır. Üzerinde nakışla M harfi dikilmiş bembeyaz kudretli kanatlar, bir baş meleğin yükselişinin işareti niteliğindedir. Meleklikten yoksun, insani olup olmadığını tam olarak bilmediği duygulara kapılmış olan Richard önce sinirlenir, sonra lafı toparlamaya çalışırken daha da batırdığının farkında olmadan devam eder “yanınıza almanızı isteyecektim sizden. Ancak görüyorum ki siz çoktan benim yerimi doldurmuşsunuz.” Richard’ın öfkesi aslında doldurulacak bir yeri olmadığını bildiğindendir. Yaptığı görevler tamamıyla Tanrı’nın kişisel asistanlığıdır ve Tanrı, bunu kendisi çok daha iyi bilir ki böyle bir yardımcılığa ihtiyaç duymayacağı kapasitededir. Lakin Richard konuşmasına devam ederken gözlerinin kayıp gittiği yerler eskiden birlikte oturdukları koltuklar, birlikte içtikleri yarım kalan şaraplar ve bırakılmış satranç oyunları olunca sanki başka bir şey tarafından ele geçirilmiş gibi öfkesine hakim olamaz. “ve eskiden çalıştığınız insanlarla görevli Mikail ile görüyorum ki.”
– Ah Richard, sen yokken burada işler çok kızıştı. Bir meleğin yardımına ihtiyacım vardı ve bilirsin Mikail en kapsamlı adamlarımdan biridir. Dünya krizlerindeki zor zamanlarda ne kadar dirençli olduğunu bilirsin.
İkisinin de bildiği gerçek şuydu ki, Tanrı Mikail ile olmaya muhtaç değildi. Richard’ın olmadığı bu kendisine kısa gelen zaman diliminde Tanrı’nın yeni bir gözdeye sahip olması; üstelik gözdenin Mikail olması Richard’ın melek dışı duygularına gurur kırıcı olarak saplanmıştı ama Richard bir gayret sözlerine içten gıcık kapmış olsa da yansıtmamamaya çalışarak devam etti.
– Bilirim tabii ki. Ben ise siz ki affedicisiniz diye huzurunuza geldim. Bir günah işlemediğimden, beni yanınıza içten özrümle alacağınızı düşündüm. Her zaman affetmenin ne kadar büyük bir erdem olduğundan bahseder, herkese ikinci bir şansın verilmesi gerektiğini öğütlersiniz. Ben ilk olarak size rica ettiğim şeyi bana bahşettiğiniz için teşekkür eder, isteğiminse sizinle çalışmaya devam etmek olduğunu beyan ederim.
Tanrı istediğini almışçasına Richard’a küstah şekilde bakar.
– Ne demek ne demek. Ancak sevgili Richard, sen bir karar verdin. Ben seni oraya isteğin üzerine saldım. Benim en gözde yardımcım olarak konumunu terk etmek, alacağın bir sorumluluk olmalıydı. Geri gelmenin bu kadar kolay olacağını düşünmen, zekan konusunda beni şüpheye düşürdü doğrusu.
– Efendim ne derseniz haklısınız, fakat lütfen size ihanet etmişim gibi cümleler kurmayın yalvarıyorum. Sizle çalışmak hayatımın en güzel birkaç milyon yılıydı ve bunu fark etmem için bu alışılagelmişlikten sıyrılıp zihnimle baş başa kalmam gerekiyordu. Ne istersiniz yanınıza geri gelmem için?
Tanrı, sunacağı şartları düşünürken araya derin bir sessizlik girdi. Richard bu süre zarfında etrafı izlemeye koyuldu. Birden etrafa bakmak Richard için Tanrı’nın ağzından dökülecek kelimeleri beklemekten ziyade kişisel cehennemini yaratma simülasyonu haline döndü. Richard’a son darbeyiyse, kendisinin ilk melek kanatlarının dahi Tanrı tarafından o süs şöminede yakıldığını görmek oldu. Künyesinin yanmayışından kaynaklı alevlerin içerisinde apaçık duran ilk melek kanadı, aralarındaki o özel bağın hiçbir zaman kurulmadığını bir hançer gibi Richard’a sapladı. Richard’In göz pınarları yavaş yavaş doldu, ve tersine akmaya başladı.
– Senin ihanetin beni çok sarstı Richard, sen ki, senden hiç beklemezdim. O sebepten ötürü, alt kademe başlaman bu dinamiğimizi toparlamaya daha yardımcı olur diye düşünüyorum.
Tanrı’nın sesi Richard için boğuklaşıyordu. Bir noktadan sonra anlamsız sözcükler bütününe dönüp, kulaklarından uçup çıktı. Richard Tanrı’nın gözlerine baktı. İçinde kendisine karşı ne beslediğini bilmediği duyguları ilk defa bilmeyi bu kadar arzuladı. Kin mi, sevgi mi, Tanrı da olsa bu insani duygular onda olabilir miydi o da bilmiyordu ama intikam mı? “Çok yazık” dedi içinden Richard. Tanrı’nın gözlerine bakarken iki elini açarak ellerini bedeninin sağ ve solundaki kanat söküklerine sert bir darbeyle bastırdı. O kadar sert bir darbeyle bastırmış olacak ki, elleri kanat söküklerinden kalbine geldi. Kalbi avuçlarının içerisinde, Tanrı karşısında ahşap evde baş başaydılar. Eskisi gibi.
Tanrı Tanrı’dır ve hala daha yazılar günümüze geliyorsa varlığı devam etmektedir. Peki Richard? Hikayenin aslı da devamı da bilinmez. Bilen anlatıcı, kendisine saklamayı daha uygun görür ya da. Tanrı çıkan safsata kutsal kitaplardan sonra bu sefer kendisi tüm ihtişamıyla yeni insan jenerasyonuna daimi misyonunu içeren kitaplar hazırlamıştır. Nitekim Richard ise, hiçbirinin içinde yer almayarak belki Tanrı’nın var olduğunu ispatlayamadığımız kalbinde belki de o süs şöminede eriyip gitmiştir.